DERGİMİZ
Etkinlik Takvimi
8/2019
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Pzr
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Bültenimize Abone Olun







5 + 1 = ?




BİR GENEL KURUL DA GEÇTİ GİTTİ-ASABİ ADAM (U.Ş.P.)
BİR GENEL KURUL DA GEÇTİ GİTTİ,
 
 
    Arkadaş! dernekçilik zor zanaattır. Bizim çocuklarla konuşup duruyoruz. Bu adamlar şöyle fedakâr, böyle hassas, acayip adaletli falan diye. Dernekçilik kitle ile yasal bir zeminde sosyal dans yapmaktır kimi zaman. 
 
    Herkesten önce gelip herkesten sonra terk etmektir mekânı. Aynı olan haklarını kiminden farklı ve daha az kullanmaktır yok yere. Sırf kitleden densizin biri çıkıp da eleştirmesin diye. Hoş bizim kitlede öyle bir densiz de zor çıkar; 
 
   Yahu insanoğlu işte! dernekçi bunu da hesaba katar. 
 
   Bir anlamda, dernekçinin bireysel hareket özgürlüğü elinden gider ya da diğerlerinden daha az özgürdür mü demeliyiz acaba?
 
   Sabır ister meşakkat ister dernekçilik. Kendi olsa bir başına, konuşmaya bile gerek görmediği miktardaki paralar için, kuruş için metelik için sıkı sıkıya pazarlık etmektir dernekçilik. Zordur yani. Hele bir de iyi yapıyorsan işini, takdir ediliyorsan olur olmaz yerlerde olur olmaz ağızlardan. İşin gücün yoksa bir de yerine adam bul dönem sonlarında. Çıkamaz kimse “ben varım” diye senin görevine talip. Zira iyi yaptıysan işini, sapmadıysan kanundan, adaletten göze alamaz herkes o işe namzet olmayı yapamayacağını düşündüğü için senin kadar iyi.
 
   Zordur yani dernekçilik. En kolayı ise üye olmaktır yönetici olmaktan ziyade.
 
   Bu yıl (2018 yılında yani), Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayacağımız günün öncesinde güzel bir organizasyon ve şahane bir havada derneğimizin genel kurulunu yaptık. Yenildi içildi, uzaktan gelen dostlarla kahkahalı sohbetler yapıldı. Hüzün sardı kimi zaman, bu dünyadan göçüp giden arkadaşlarımızın genç ve taze sıfatları perdeye yansıyınca.
 
    Hazırlıklar, organizasyon, sunumlar ve ilgi harikaydı. Katılımın maksimum seviyede olması için ise baya uğraşmışlar belli ki. Başarılı da olmuşlar. Karar alabilecek çoğunluk ordaydı. E fazlası nerede? Fazlası kaçırdı muhabbeti biz n’apalım. 
 
   Şehirden gelenler de vardı. 
İşini gücünü bırakıp Türkiye’nin dört bir tarafından gelenler de… 
Şimdi burada yağcılık yapacak değilim. Ancak şöyle bir gerçek var.
 
    Üyelerin aldıkları hizmetin ve duydukları memnuniyetin seviyesi o kadar yüksekti ki, bu mutlu hava;  genel kurul ortamında şekli - şemalı yasalarla belirlenen seçim aktivitesini ve diğer yasal prosedürleri bile çok eğlenceli, sıkıcılıktan ve soğukluktan uzak bir havaya taşıdı birdenbire…. 
Sonuç….
 
   Aramızdan çıkan bir avuç adam yıllardır 87 mezunları olarak tabir ettiğimiz ve kompozisyonu çok çeşitlilik arz eden dernek camiamıza güzel hizmetler yapmakta iken çok cüzi isim değişiklikleriyle bu hizmetlerini bir dönem daha devam ettirecek desteği de katılan üyelerden sorgusuz sualsiz ve itirazsız bir şekilde oy birliğiyle almışlardır. 
Kutlu Olsun!
 
   Aslına bakılacak olursa devre arkadaşlığı da bu şekilde bir kitlesel davranışı gerektirir. Yıllar önce iki ayrı askeri lise ile yurdun çeşitli yerlerinden seçilerek, sınanarak gelerek aynı avlunun havasını soluyan 1052 kişinin 1987 yılının 30 ağustosundaki törenden sonra yurdun dört bir tarafına dağıldığı ve bunlardan aynı yerde ya da yakınlarda çalışanların dışındakilerin belki de ilk defa bu dernek çatısı altında ve bu dernek tarafından düzenlenen faaliyetlerde tekrar bir araya gelme fırsatını yakaladıkları düşünülürse bu derneğin büyük iş başardığını rahatlıkla görürüz.
 
    Malumdur ki milli genetik yapımızın bir özelliği olarak mukayeseyi pek severiz. Hele rakamlarla konuşmaktan ayrı ve hoş bir haz alırız. 
Bu noktada; bir de diğer devrelere bakalım dersek, birçok devre derneğinden daha fazla üyeye, daha fazla faaliyete ve çok daha kaliteli bir dayanışmaya sahip olduğumuz görülür. Bu durumu hafızamdaki birçok örnek arasından örneklerle süslemek isterim de maalesef bu günkü konu değil bu konu. Onu inşallah başka zaman ele alırım.
 
   Bence bugün konuşulması gerekenler 87 mezunları olarak yakaladığımız bu ambiyansı daha iyi ve faydalı faaliyetlerle süsleyerek bu derneğin misyonunu özel bir konumda emsalleri arasında en müstesna yere oturtmaktır. 
 
   Tipik alışkanlıkları ve bütünlüğün amacına faydası olmayan teşebbüsleri çok güzel tespit ederek bunlardan uzak durmak, derneğimiz uhdesinde dernek üyeleri ve dernek faaliyetlerinden faydalanan ya da bir şekilde dernek ile teması olan kitlenin de moralini düzeltecek, topluluk huzurunu yükseltecek ve moral değerlere katkı sağlayacaktır.
 
   Derneğin kuruluşunda temelini atarak bugün ise en üst mertebesine tanık olduğumuz “kurumsallık”, kuruluşundan bu yana hem kurucuların ve hem de derneğin bütün yöneticilerinin en üst düzeye çıkarttığı müstesna yönetim kalitesi, derneğin iç ve dış müşterilerine  yeterli nispette huzur, güven ve moral takviyesi yapmaktadır. Yıllardır birbirini görmeyenlerin, son perşembedir, ayrı buluşmadır, gezidir, eğlencedir vs.vs. faaliyetlerinde (artık her ne varsa icra edilen) çizdiği rutin mutlu ve doygun tablo bunun en can alıcı tanığıdır. 
Bunun yanı sıra, derneğin icra ettiği faaliyetlerle evlatlarının, eşlerinin kısaca en değerli varlıklarının hem bu alemde hem de manevi alemde yücelmelerini gören şehitlerimizin yakınlarının ettikleri hayır dualar da burada hatırlanmalıdır.
 
   Elbette Devletimiz şehidine sahip çıkmakta, elbette şehitlerimizin ruhlarını şad etmekte ancak bizim derneğimizin kurumsal kimliğiyle icra ettiği bu faaliyetlerle şehitlerimizi yad etmemizin kıymeti de herkesin nazarında kelimelerle ifade edilemez.
 
   Gurur ise, bu işleri planlayan, icra eden ve nezaret edenler, sosyal mecrada sabah sabah kargalar bokunu yemeden “emeğinize sağlık”,” yüreğinize sağlık”, “yapanların eline sağlık” ve benzeri nidalarla haykıranlarındır. Herhangi bir gaye ile bu derneğin üyesi, yöneticisi ya da oradan buradan ilgili olmuş herkesin hakkıdır bu söylemler. Ben asla buradan bir eleştiri yapmak, komik ya da küçük görmek amacını taşımıyorum kimse için. Ama bir de ayan beyan görünen dev gibi bir gerçek var ki o da bu derneğin yöneticilerinin zaman, mekân, para, pul, şan, şöhret düşünmeksizin tesasül  yani “dayanışma” için çalışmış ve çalışıyor olmalarıdır.
 
   Tekrar hatırlatmayı uygun buluyorum ki, benim burada maksadım 87 mezunları derneğinin yöneticilerini yağlayıp ballamak değildir. Üyelerini, şöyle ya da böyle eleştirmek ya da garipsemek haddim de değil zaten. 
Zira biz hepimiz “yetişmiş subaylarız”  oradan buradan derlenip toplanıp “istihdam edilmiş” subaylar değiliz. Hepimiz zamanımızda ülkesine hizmet etmeye gönüllü olan büyük kitleler arasından zihni ve bedeni birçok kritere göre seçilerek eğitildik, hizmet esnasında bizzat görerek ve olayları yaşayarak akademik bilgimizi canımız ve kanımız pahasına geliştirdik. Mesleğimizi, yani askerliği bir yaşam kültürü olarak algılamak üzere yetiştirildik. Bu zihniyetle hizmet ettik. Timimiz, birliğimiz, Devletimiz, Ülkemiz, Bayrağımız canımızdan, ailemizden önce gelmiştir her daim. Yani neyin ne olduğunu bilen insanlarız.
 
   Derneğimizin çatısı altında birleşen biz kader arkadaşları, bu çatı altında olmaktan gurur ve huzur da duymaktayız zaar. Çünkü ben daha kimsenin çapsız ve düzeysiz bir tavırla dernek yönetimini bırakın suçladığını, eleştirdiğini bile görmedim duymadım.
Şimdiye kadar şahit olduğumuz müstesna faaliyetler, kusursuz ama bir o kadar da samimi organizasyonlar ve toplumumuzun bile zaman zaman ifa edemediği gaziye, şehide karşı onurlu görevler bunların hepsinin kayıtlı ve bariz şahitleridir.
 
   Bu işlerden yakınma olmuş mudur herhangi bir taraftan? Onu da duymadım hiçbir yöneticiden ama dernek yöneticilerine ailelerinin, çoluk çocuklarının yakınmaları elbette olmuştur, zira ben ne zaman uğrasam dernek karargâhında bir veya daha fazla yöneticiyi mutlaka görmüşümdür. 
 
   Yapılan genel kurul boyunca da durum bunu teyit eder gibiydi. Üyelerin karşısına çıkan herkes konusuna hâkim, anlatımı düzgün ve açıklamaları yeterli olarak çıktı. Birkaç teknik detayda bazı üyeler konuyu anlayamadıkları için olsa gerek konuya müdahale ettiler ama, biliyoruz k o arkadaşlar taaa mekteb-i Harbiye zamanında da böyleydi. Az anlar, geç anlar bi kopya bile veremezlerdi doğru düzgün. Yahu! genel kurula gelirken ilgili kanun ve dernek tüzüğünün üzerinden hafif bi geçsene muhterem! 
Ne zırt pırt soru soruyon? Muhabbet edecek millet onu engelliyon ara veremiyoz senin yüzünden! 
Alınmayın alınmayın takılıyorum sadece…Asabiyiz malum.
 
    Efendim… Dernek ne yaptı ne etti, onların detaylarına burada girmeye gerek yok. Merak eden gitsin dernekte istediği defteri, dosyayı kurcalasın. Çay içerse de kumbaraya para atsın kardeşim. Ne zaman gitsem o kumbara umumi hela kumbarası gibi üç beş minicik para sadece çanağın dibinde. Napıyo millet bu paralarını bilemiyorum yani…
Şakalar makalar bi yana insanın böyle bir topluluğun içinde olması, özellikle şehit olan devre arkadaşlarının şahsından tüm şehitlere karşı borcunu bir nebze olsun kurumsal bir kimlikle ve onların şehadetlerinin azametine yakışır biçimde ödeyebilmeye çalışılmış olması onu mutlu ediyor. 
Şimdiiiii… gelelim faaliyetlere ve icraatlara;
 
    Hiç mi hata yok? Hiç mi eleştirilecek nokta yok? Elbet bunu sorgulayacağız. Elbet yapılanları yapılmayanları yapılmaya çalışılanları kendi bilgimiz görgümüz çerçevesinde eleştireceğiz. Bu olmazsa zaten gelişme de olmaz ki. Yönetimleri derebeylik psikolojisinden kurtaran da budur zaten. Katılım olmadan yönetim olmaz. Oluyorsa eğer o yönetim yönetim değil bir derebeylik yapısı haline gelir. Ne hedefler ne gelişme ne de moral kalır ortada.
 
   Yıllar içerisinde yapılanı yapılmayanı bir hatırlayalım kısaca;
Öncelikle her ne kadar emsallerine göre nispi olarak en yüksek sayıda olsa da bu derneğin üye sayısı bu kadar az olmamalı. 
Kuruluş tüzüğündeki üyelik özelliklerini taşıyan bir o kadar da kaynak var aslında. Ancak üye sayısının artırılması ve üye olmayanların üye olarak derneğe kazandırılması için yapılacak birçok şey şimdiye kadar yapıldı. Artık bu saatten sonra yapılacak ısrarlar antipati toplama riskini çağrıştırır gibi geliyor. Onun yerine yapılan işlerle, icraatlarla sayı artırmaya çalışmak, kişilere tek tek ulaşmaya çalışılmanın yanında daha destekleyici durur gibi görünüyor. 
 
   Efendim bu dernek ne olsun? Büyüsün de federasyon mu olsun diğerleriyle birleşip, yoksa vakıfa mı dönüşsün?
Değerli dostlar bunu biraz zaman ve mekân göstermez mi sizce? İlk etapta, dernek büyüyecek, güçlenecek hem maddi ve hem de manevi olarak zenginleşecek, başta kaynak sonrasında üye büyüklüğü ve toplumda tanınırlık ve sosyal sorumluluklar alanında kendini gösterecektir. Nihayet kabına sığamaz hale geldiğinde hem yönetimine hem üyelerine (iç ve dış müşterilerine…seviyom bu ifadeyi kullanmayı) daha yüksek, daha geniş daha fazla imkânlar yaratabilecek sinerji imkanları aratacak mertebeye yükselmesi lazımdır. Yükselmesi diyorum, bu Türkçemizin “gelişine vole” tabir edilen mecazıyla süsleyebileceğimiz bir ifadesidir. 
 
   Zira derneğimizin şu andaki yeri, seviyesi ve her türlü maddi ve manevi varlığı emsallerinin bulunduğu örnekleme uzayı içerisinde üst düzeyde ve çok başarılı bir konumda olduğu hepimizce bilinmektedir. 
Büyüyecek büyüyecek ve sonunda kabına sığamaz olunca imkanlar, yardımlar, dayanışma aktiviteleri çok daha fazla ve çeşitli olacaktır. 
Büyümek için ne lazım? Bir adet iktisadı işletme lazım. Niye lazım? Maddi kaynak için lazım. Zira dernek olarak senin bütün faaliyetlerin, yardımların, temsillerin, hayır-hasenatın kısacası her şeyin maddi kaynağa dayanıyor. Sadece aidatlar ile bağışlar mevcut durumu belli bir süre hem de uzunca bir süre korutur ama akıldakileri, hayaldekileri ve beklenenleri yapamazsın. E ne duruyorsun? Kursana bir iktisadi işletme.
 
   Derneğe bi bakıyorsun şöyle…maddi yapısı sağlam, tasarruf had safhada, ancak maddiyata dayalı faaliyetler, “hal-i iktisâd-ı memleket” eski yılların yüksek enflasyonlu retro günlere dönüşünü çağrıştırdığı için paraya pula ihtiyacımızın ileriki dönemde artacağı yönünde düşünmemizi gerektiriyor.
 
   Dernekler ve sivil toplum örgütleri vb. oluşumların gücünün ve tanınırlık ölçütünün kabul edilen bağışların aidata oranı ile ölçüldüğünü ve bu anlamda gelirlerin her daim aidat miktarından kat be kat fazla olmasının dernek veya teşekkülü artık ne derseniz işte onu büyüteceğini ve toplum içinde görünürlüğünü artıracağını ifade eden bir makale okumuştum. 
 
    Aslında bu yaklaşım doğru gibi gözüküyor. Gibi diyorum çünkü eğer her iş bırakılıp tüm gayretler maddi kazancın maksimizasyonunda yoğunlaşırsa bu sefer de birçok ulvi nitelik ve kazanım bu ticaret sürecine feda edilmiş olur. Şimdi isim vermeyeyim. Bizim gençliğimizde dağ taş kiraladıkları adamları dolaştırıp abidik gubidik kitap, ansiklopedi vesaire sattıran, ekmeğin erzakın zor ulaştığı yalçın karakollara ve birliklere hanımefendiler gönderip sigorta falan yaptıran devre dernekleri yok muydu? Vardı. Öyle mi olalım? Hayır.
Her türlü legal ve yakışık alan ticari faaliyeti yapalım ama bu milletin askeri olduğumuzu ve doğarken Dünya’ya bir “mezun derneği “olarak geldiğimizi de unutmayalım.
 
    Biz “mezunlar dayanışma derneği”yiz. Biz emekli subay derneği değiliz. İsteyen gider oraya da abone olur (Pardon) üye olur. Okeyini biricini oynar.
 
    Bizim derneğimizden üyeler icraat bekliyorlar. Sessizlerin sesi olmalarını istiyorlar.  Bir elin olmayan sesine ikinci el olmasını bekliyorlar.
    Yapacak o kadar fazla iş var ki…
    İşte makinecilerin meselesi,
    İşte fakr-ü zarurete düşmüş üyelerimiz ya da arkadaşlarımızın durumu,
    İşte askeri, mesleki ve yaşamsal birikimlerini değerlendiremeyen nitelikli arkadaşlarımızın durumu,
    İşte master doktora yapmayan arkadaşlarımızın YÖK tarafından kaale alınmayan Kara Harp Okulu öğrenimleri ,
 
   Bu “işte” ler uzar gider uzatmak istenirse, uzasın da… 
Ne kadar uzarsa uzasın bu liste, bir kere bizlerde bu aksaklıkları anlayacak ortak bilinç var. Bizlerde bu haksızlıkları ya da aksaklıkları bertaraf edecek sosyal birliktelik var. Kimse anlamasa da meramımızı, bizi biz kendimiz anlar ve madden bir şey yapacak hal olmasa da bu yükü paylaşacak dostluk, kardeşlik ve arkadaşlık var diyerek bir önümüzdeki maçlara bakmaya devam ederiz.
 
    Dernek ne yapar? İyi günde mutluluğu kötü günde üzüntüyü paylaştıracak bir platformdur aslında. Bizim derneği en iyi yaptığı şeylerden biri de bu bence. Bu maksadı tahakkuk ettirecek dayanışmayı tesis etmekte ve tesis ettiği dayanışmayı koruyup genişletmekte ısrar ve inat şükürler olsun ki derneğimizde mevcuttur.
 
    Üye olmayanlar mı? Eğer birkaç sene önce sorsaydınız bu durumu ben de size “duymamışlardır” derdim. Ama şimdi demem. Vardır elbet duymamışlar. Bu normaldir ama sayı olarak da azdır artık. Zira sağır sultan bile duydu derneğimizi. O zaman neden üyeliğe katılmıyor bu üye olmayanlar?
 
    Beşerî olarak bu duruma tahminde bulunmak biraz zordur. Ama bir kısım devre arkadaşımızın çok erken ordudan ayrıldığı ve hem askerlikten hem de bizlerin hissettiği arkadaşlıktan uzaklaştıklarını görüyoruz. Hepsi değil elbette. Bir kısım arkadaşların memleketten uzakta kendilerine bir yaşam tesis ettiklerinden uzaklıkları göze alamadıklarını hissediyoruz. E herkes bir “Emin Altuğ Turan” değil elbet. “Kimi uzakları yakın bilir, kimi arşınları fersah…” demiş ya şair. (Kim demiş lan bunu?) . Bu arkadaşlara da bir şey diyemezsin. Arada sırada davet yapmaktan başka. E bi de inatla katılmayanlar var. Onlara diyecek bir şeyimiz yok. “Biz buradayız efendim…Bekleriz” den başka…
 
    Zaten bunlar eskiden de böyleydi inatçı herifler. Ama biliyoruz ki ister üye olsun derneğimize ister olmasın ister çekinsin kitlenin içine girmekten…onlar da bizim arkadaşımız ve kader ortağımız. Bu fikri hiç birimizin aklından kimse atamaz.
Şükürler olsun ki kibirden dolayı kendini uzak tutan yok en azından. Yani öyle olduğunu değerlendiriyorum. Böyle bir şey de duymadım zaten. Öyleyse bu arkadaşları davete devam ederken dayanıştığımız kitlenin sesi ve gücü olmaya devam edeceğiz. İleride derneği daha örgün, daha gelişmiş, daha güçlü ve daha yüksek mertebelere taşımak için;
1. Maddi ve manevi olarak güçlendireceğiz,
2. Kurumsallığı daha da geliştireceğiz,
3. Hizmet ve faaliyetlerini çeşitlendireceğiz,
4. Kontrollü olarak büyüyeceğiz.
Maddi ve manevi güçlülük, bir dernek için en birinci ve en önemli varoluş gerekliliğidir. Zira eğer gücünüz yoksa sadece kağıt üzerinde bir ”tüzük derneği” olarak kalırsınız. 
 
    Manevi güçlülük; dernek mensuplarının fikren, bedenen ve ilmen eşit amaçlarla birbirlerine bağlanmış kişilerden oluşarak aklı fikri ve genel amaçları bireysellikten uzak olarak dernek mensuplarının belirlenmiş olan amaç ve hedefleri doğrultusunda beraber yürümeleridir. 
 
   Maddi güçlülük ise; hiç lafı dolandırmadan ifade etmeye çalışacağım “para” dır. Paranız yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Zaten bir dernek olmanın temel amaçları ve varoluş sebeplerinin başında esasen maddi gücün birleştirilerek, tespit edilen amaçlara daha güçlü bir şekilde ilerlenmesi yok mudur? Dolayısı ile derneğimizin yasalarda belirtilen hakları çerçevesinde bir “iktisadi işletmesi” olmalıdır. Bak bunu tekrar söylüyorum!
 
    Dernek Uzanan Kol Bizden Olsun-UKBO diye diye ticaretle uğraşan arkadaşlarımızın işlerine yardımcı olmuyor mu? O arkadaşlar zaman zaman bizlerin işlerine koşmuyorlar mı? Bizler “nasıl olsa bu işi yapacağım bu parayı harcayacağım bari kazancı devre arkadaşıma gitsin” diyerek rutin hale gelmiş bazı işlerimizi ve alışverişimizi devre arkadaşlarımızdan yapmıyor muyuz?
 
    Bence dernek de bunu yapabilir. Bir iktisadi işletme açarak derneğe yakışır, yasal ve özgün işlerde maddi kazanç sağlayarak gücünü artırma yoluna gidebilir ve bunu zamanı da gelmiş gibi görünüyor. Nedir bu alanlar? Burada değinmiyorum. Tartışılır karar verilir elbet. Ama fazla geç kalınmaması gerekir. Çünkü bir derneğin gücü üye sayısının yanı sıra elde ettiği aidat gelirlerinin elde ettiği ve bağış ve kazançlara oranına bağlı olduğu da muhakkaktır. Bağışlar ve aidat dışı kazançlar ne kadar yüksek olup da aidat gelirlerini katlarsa derneğin o kadar başarılı olduğu ve o kadar fazla ve iyi işler yapacağı da ortadadır. Aidatlar ve sponsorlar iktisadi işletme gelirleri yapılan işlere yetmediği zaman devreye girmelidir aslında.  
 
    Kurumsallığa gelince; aslında bu konuda söylenecek bir şey de yok. Zira dernek denetleyicilerinin genel kurulda sundukları rapor ile kurumsallıkla ilgili bir sıkıntımızın olmadığını anladık. Bu kurumsal yaklaşım ve yöneticilerin tavizsiz tutumlarının bizim derneğimizi emsalleri arasında çok özgün bir konuma yerleştirdiğinin gururunu da yaşadık. Bu çıtayı yüksek tutmak her zaman derneğin kalitesini artıracaktır.
 
    Derneğin hizmet ve faaliyetlerini geliştireceğiz derken, ilk akla gelen şey görünürlüğü ve sürekliliği ele alıp “dayanışma” dediğimiz kilit maksadın tahakkuku için şimdi ve gelecekte değişen zaman ve şartlarda yapılacak faaliyetleri önceden hayal edip, çeşitlendirip kadim birlikteliğimizi taçlandıracak işlere imza atmak akla gelmelidir.
 
    Şehitlerimizi anmak ve geride bıraktıklarına sahip olmak, en iyi yaptığımız işlerden biridir bence, sonra öğrencilere burs vermek, üyeleri toplamak onlara dostluklarını sağlamlaştıracak faaliyetler organize etmek de yapılan iyi işler arasındadır.
Daha ne diyeyim? Yeni yönetimi seçtik. Elimizi kaldırdık.
 
   Yürüyün koçlar kim tutar sizi?
 
Asabi Adam (U.Ş.P)
 
621 kez okundu
09.12.2018

Yorumlar